alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2009 Cumartesi

Çıkanlar ve batanlar: Hasan Cemal ve Ertuğrul Özkök

Er - Gene - Kon konusunda uydurma diyen Ertuğrul Özkök'e Ali Bayramoğlu fena giydirdi.
Çıkanlar ve batanlar:

Hasan Cemal ve Ertuğrul Özkök


Balbay günlüklerini tersten doğrulayan bir gelişme Cumhuriyet Gazetesi'nden amiyane deyişle "tık" çıkmamasıdır.
"Tık" sesi gelmeyen başka bir yer, başka bir köşe de Ertuğrul Özkök köşesidir.
Bir zamanlar okurlarını Hrant'ın katilleriyle empati kurmaya davet eden Özkök tutarlı davranmaya devam ediyor.
Balbay günlükleriyle ilgili tek satır yazmadığı gibi, dün Milliyet Gazetesi'nin verdiği "pas" üzerine, "Dink şemaları çöktü, o zaman bütün belgeler sanal olmasın, Ergenekon da uydurma olmasın" anlamına bir yazı kaleme almıştı…
Dink cinayeti şemalarıyla ilgili dün gerekeni söyledim, tekrara gerek yok…
Resmi yalanlama gerçeği örtmez; Özden Örnek günlükleri ne kadar gerçekse Dink şemaları da o kadar gerçektir….
Ama şu açıktır ki, Doğan Medya Grubu'nun yayın politikalarında suçu ve suçluyu gizleme, tahrif etme, üstünü örtme, karalama eğilimi Özkökgiller üzerinden alabildiğine devam ediyor…
Kafatasları çıkıyor Silopi'deki kuyularda, darbe planları ortaya dökülüyor, bu "grubun yayın müdürleri" hâlâ kimi vahim belgeleri "ellerine bile almadan" sahte ilan etmeye, resmi açıklamaları hiç sorgulamadan doğru kabul etmeye soyunuyor, kemik parçalarını görmezden gelmeye devam ediyorlar…
Ahlak ve meslek etiği açısından boğazlarına kadar krize batmış, gruplarını ekonomik ve politik açıdan ağır biçimde krize sokmuş durumdalar.
Köşeme şu notu düşmüşüm birkaç hafta önce, 2002'den bugünlere uzanan çizgiyi anlatırken:
"Reform projesi etrafındaki ittifak çözüldü. Değişim cephesi kan kaybetti. Direnç cephesi ise güç kazandı. Çözülmedeki kritik nokta 2007 cumhurbaşkanlığı seçimidir. Doğan Medya Grubu ve diğerleri o kritik andan itibaren yer değiştirmeye başlamışladır. Gül'ün adaylığına karşı çıkmışlar, başörtüsü sorununu yeniden bir mesele haline getirmişler, 27 Nisan Muhtırası'nı desteklemişler, sivil anayasa girişimini rejim krizi havasına sokmuşlar, kapatılma davasına destek vermişler, en önemlisi derin devletten darbecilere, silahlı ve örgütlü direnç yapılarına yönelik Ergenekon soruşturmasını sıradanlaştırmaya, hafifletmeye yönelmişlerdir…"
Aynı politikaya devam ediyor Özkökgiller, "özellikle Ergenekon konusunda", üstelik çok zayıf, her geçen gün daha da zayıflayan imkanlarla, gerçeklerin üzerine gidenleri intikamcı olarak suçlama zırvalarıyla…
Bu anlayışın yaşadığı ahlaki çöküşle Ergenekon enkazının tümüyle altında kalacağı gün çok uzak değildir…
Hasan Cemal'den sık söz ediyoruz…
Özkökgillerin ortasında dimdik duruyor, sözünü sakınmadan…
İşte size iki farklı gazetecilik:
Birincisi için, Özkökgiller için türlü günlükler, şemaların varlığına işaret etmek ön yargı, kin duygusu, intikam hevesi anlamını taşıyor…
İkincisi ise bunlar arasında gazeteciliği ve ahlakı tarif ediyor.
Özkök'ün Ergenekon sanal olmasın dediği gün, yani dün, Hasan Cemal şöyle diyordu:
"Balbay günlüklerinin bir boyutu daha var önem taşıyan:
Medya...
Bu konuda bazı düşüncelerimi satır başlarıyla özetlemek istiyorum.
(1) Balbay günlükleri haberin Allah'ıdır.
(2) Böylesine büyük bir haberi tümüyle görmezlikten gelmenin gazetecilikte yeri yoktur.
(3) Balbay günlüklerini yok sayan medya yöneticilerinin gazetecilik dersinden alacakları not sıfırdır.
(4) Balbay günlüklerine burun kıvıran ya da haberi kerhen, yasak savarcasına gören gazete yöneticilerinin notu da kırıktır.
(5) Gazeteci milletini de bağlar hukuk. Ama hukukçu değildir gazeteci! Bazen kamu yararı öylesine ağır basabilir ki, bedelini ödemeyi göze alır ve yürüyüp gider gazeteci, eğer gerçekten gazeteciyse..."
Tarihi hangi eğilim yazsın…
Tercih sizin…

yeni şafak

13 Şubat 2009 Cuma

BEKİR COŞKUN'A GÖNDERME

Başbakan Erdoğan, AK Parti'ye oy verenleri göbeğini kaşıyan adamlar olarak tanımlayan gazeteci Bekir Coşkun'u milleti anlamamakla suçlarken çok sert bir ifade kullandı
Başbakan Erdoğan Sivas'ta partililere sesleniyor. Erdoğan, AK Parti'ye oy verenleri göbeğini kaşıyan adamlar olarak tanımlayan Hürriyet gazetesi yazarı Bekir Coşkun'u milleti anlamamakla suçlarken çok sert bir ifade kullandı.
Erdoğan'ın açıklamaları şöyleydi:
"Bunlar monşer eskisi. Bunlar milleti anlamakta zorluk çekiyor. Bu millete tepeden bakarak siyaset yapılmaz. Bunların yandaş medyaları da var. Siz onların kim olduğunu iyi biliyorsunuz.
Benim milletime göbeğini kaşıyan adamlar diyor. İşte bunların bu millete bakışı. Bunların milletle işi yok. Bunların sevgili köpekleri var onlarla yatar onlarla kalkar. Benim milletime kimse bu yakıştırmaları yapamaz. Kimse milleti alay konusu yapamaz.
Daha bitmedi. Daha yapacağımız çok şey var.
Bizim dönemimizde çeteler ve mafyalar yokluğa mahkum oldu. Onlar önce batırdıkları bankaların hesabını versinler. Milletin sırtına vurdukları faturaların hesabını versinler. Bizim dönemimizde bir tane banka fona devredilmedi."

4 Ocak 2009 Pazar

MAHALLE BASKİNİ

Mahalle baskını
Şerif Mardin (tabii ennn baba akademisyenler dahi yaşlanır/paslanır/kıbleyi şaşırır/şaşırabilir zamanla) müthiş Türk Dişi Röportajcısı (ailesine başarıyla gelin gitmiş bulunan) Ayşe Arman’a verdiği mülakatta, öyle gevirivermişti biliyorsunuz Cankurtaran Simidi o müthiş kavramı: Mahalle Baskısı!
Sonra O: MAKUL AZINLIK,
O: UZLAŞMA ARZUSUNDAN ÇILDIRANLAR, O: KORKULARININ GİDERİLMESİ ŞART AZIMSANAMAZ KİTLE Büyük Gazete (Türkiye Türklerindir) Hürriyet’in öncülüğünde ve gözcülüğünde-
Muhtelif varyasyonların (Malezya Fosurtusu vs.) servis etti. Sıkıştıkça.
Zira harbiden sıkışık vaziyetteler. Edecekleri bir kelâm yok. Hep varsayımsal korkular. ‘Esas korktuğunuz NEEEE?’
Öylesine uyduruktan da öte ayıplı ve hatta utanmaz (her yola gelir, abla) bir kavram ki Mahalle Baskısı.
‘Baskın basanındır’ ya da ‘yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ da kullanılabilir bu zırtapozluğu daha sarih tanımlayabilmek için.
Ceberrut Kemalizm’in gadrine on yıllardır uğrayanlar; Mahalle Baskısı’nın müsebbibi olarak gazzzlanıyorlar. Harbiden ‘yağ gibi suyun üstüne çıkmaya yönelik’ bir ucubelik. Sosyoloji kisvesi altında. Üstelik.
Binnaz Torak, yeni ‘keki’ pişirip servis etmiş. “Afiyet olsun, Türkiye. Magic mushroomlu omlet de yaparım bi dahaki sefere. Şimdilik bu hash cookie’lerle kafayı bulandırın.”
Böyle bir ‘bilimsellik’ kisvesine ihtilaçlar içinde-
Hakikaten istedikleri kadar ‘istatistiki afyonu’ dayasınlar- tahammül edilir gibi değil!
Oysa daha gecen baharda başımıza Sardıkları Kapatma Davası- Ondan önce: 367 Atmasyonu. Tüm o ‘Hukukun üstünlüğü+Yargının Bağımsızlığı’ safsataları altında-
Şimdi davanın ismini cismini vermiyorum. Ama birkaç hafta önce ÜÇ MAHKÛMİYET istedi bana 1 Türkiye Cumhuriyeti Savcısı.
Ve de NORMALDE Radikal’e (yani bir Radikal Gastesi yazarı olan bana) açılan davalar Bakırköy’de görülürken- İstanbul’un dip köşe bucak bir semtinde, yaptığımız itirazı reddettirilerek filan açtırdılar o üç davayı.
Ve de: ne davayı açtıranlar (verdikleri ‘dayama’ birer adres var) ne de ‘şanlı’ avukatları, o semtte oturmaktalar.
Neden o mahkeme? Neden o semt illa billa? Şaibeli tercihler!
Hukukumuz, ‘adaletimiz’: bugün bir Rus ruletine dönmüş vaziyettedir. Hangi hâkime düşeceksin, hangi savcıya ve de onların ‘siyasi’ görüşleri NE?
Osman Paksüt ve aciiip aciiip
iddialı imitasyonu giysileriyle Çakma Chanel Kadını Eşi; biliyorsunuz ‘Biz takip ediliyoruz, ayol’ filan diye bir olaylar çıkartıp-
Şu an (İngiltere’de dil kursunda) ‘kaçak’ Turan Çömez (ki, ismini
bir caddeye vermişler: Ergenekon
ruhu tükenmez!) ile pek sıkı
fıkıydılar- hatırlarsınız. (Zaten o dinlenirken, diğerleri takılmıştı: ortak konuşmalar meselesi.)
Sonra işte “Vay! Osman Paksüt’ümüzün kaseti NERDE?” diye
bir karar çıkartıp Ankara’dan
1 Cumhuriyet Savcısı, İstanbul
Emniyeti Organize Suçlar’ı bastırıp kaset arattırdı. Arattırabildi!
Öyle bir ‘arzulanan’ kaset
çıkmamış Organize Suçlar’dan. Ankaralı o savcı, soruşturma savcılığından
alınmış da nitekim.
Ve fakat Osman-Ferda Paksüt’ün yediği hurmalar, bizleri hiç tırmalamayacak mı? Ne zamana kadar?
Demem o ki: HANİ Ergenekon’un Yargı Ayağı? Bu kadar kollu bir ahtapot organizasyonun yargı ayağının olmaması, nasıl imkân dahilinde değil ise-
Yargıdaki Ergenekoncular’a uzanılmaması da; o kadar tuhaf, abes, çirkin ve şaibeli kaçmıyor mu?
Mahalle Baskınları düzenleyip Elitist Klan Elitist Klan: beyaz bornozlar üstlerinde; ay, çok taciz ediliyorlar dindarlar tarafından-
Ergenekon’a bakalım hanımlar, beyler.
Daha Ergenekon’dan yiyeceğimiz/yememiz gereken
çok ekmek var.
Ergenekon’un bütün kollarını (tek tek tek) ortaya çıkartalım.
Milletimizi müşteki eden ESAS tehlike budur. Yoksa: Kuu Elitist Klan Bi Takım Sosyaloklar’ın ‘yaptım boş vaktimde bir arrraştırma/korkmuştum: korkuttum da doya doya’ numeroları-
E, yetti ve de ziyadesiyle bayat/boyama/dayama; bezdirdi
harbiden artık.