Emre_Aköz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre_Aköz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2009 Salı

Tiyatrocu ve dizi oyuncusu Atilla Olgaç'ın ifşaatı, acaba geçenlerde intihar eden eski Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı, emekli albay Abdülkerim Kırca'nın durumuna bir açıklık getirebilir mi?
Olgaç'tan başlayalım. Kurtlar Vadisi dizisinin oyuncusu, 35 yıl önce, Kıbrıs Harekâtı sırasında olanları şöyle anlatıyor: "Komutana, 'Yapamam, adam öldüremem, ben sanatçıyım' dedim. 'Burada sanat bitti. Burası gerçek hayat, savaş. Emir verdim mi öldüreceksin' dedi. İlk öldürdüğüm çocuk 19 yaşında, esir düşmüş bir askerdi. Silahı yüzüne doğrulttuğumda yüzüme tükürdü . Alnından vurdum, öldü." Daha sonra 9 kişiyi daha öldürdüğünü söyleyen Olgaç şöyle devam ediyor: "Öldürdükten sonra gidip karargâhta ağlıyor, ertesi gün yine öldürüyordum. Rüyamdan çıkmıyor . Uzun süre psikolojik tedavi gördüm. Bu yüzden hâlâ et yiyemiyorum . Kan göremiyorum. Aklıma öldürdüğüm çocuklar, kokmuş cesetler geliyor." (Olgaç bu sözleri dün reddetti. Yerseniz!)
Normal insan işte böyledir. Öldürmek, ölümü izlemek, kan çıkarmak ve akan kana bakmak kolay bir iş değildir.Bu gerilime dayanmak, stresi azaltmak için başvurulan yollardan biri de itiraf ve ifşaattır. Yapan söylemek ister.Bizde, asker millet mitolojisine uygun olarak savaşçıların gerçek halleri gizlenmeye çalışılır.Ancak gerçek değişmez: Ölülerin görüntüleri birçok askerin rüyasına girer, ruhsal yapısını bozar.Biliyoruz: 25'inci yılına girdiğimiz iç savaşta birçok görevli Güneydoğu Sendromu'na yakalandı. Orada yaşadığı travmayı atlatamadı. Mesele uzaktaki bir PKK militanını çatışmada öldürmek değildi. O, işin nispeten kolay yanıydı.Ancak bir de, bilhassa 1990'larda, yani özel harbin Susurluk aşamasında, gariban vatandaşları, suçsuz köylüleri dizüstü çöktürüp başlarına kurşun sıkanlar vardı.Psikopat görevliler o günleri çoktan unutmuş ya da böbürlenerek anlatıyor olabilir.Peki ya, emirle ya da o sırada inandığı için bunu yapanlar? Ama sonra pişman olanlar? Kâbuslarla uyananlar?
Bir çatışmada yaralanıp felç olan Albay Kırca acaba bu durumu ruh dünyasında nasıl yaşıyordu? Elbette büyüklerine, Vatan sağ olsun diyordu. Ona şüphe yok. Ama içinden neler geçiyordu? Fotoğrafı medyada yer aldı: Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 2004'te Kırca'ya, Devlet Övünç Madalyası takmakta. Emekli ve felçli askerin tam o sırada mutlu göründüğünü söylemek pek mümkün değil.Abdülkerim Kırca acaba niye intihar etti? Suçu medyaya yüklemeye çalışıyorlar ama gerçeğin bu olmadığını biliyoruz.Kırca'nın vukuatı ilk kez yayınlansaydı; belki... Ama yıllardır yazılıyor, söyleniyor. Peki, mesela üç yıl öncesiyle bugün arasında nasıl bir fark var? Ergenekon soruşturması mı? Yaptıklarının ortaya çıkma olasılığı mı? Acaba " Ya madalyamı geri alırlarsa " diye düşündü mü? Faili meçhullerin, birer zombi gibi, taşsız ve yazısız mezarlarından kalkıp üstüne üstüne geldiği karabasanlar görmemek için sabahlara kadar televizyon mu izledi? Burnunun ucunu yalayıp duran kan kokusundan kurtulmak için viks kullandı mı? Keşke yaşasaydı da Kırca'nın hem iç, hem de dış gerçeğini öğrenebilseydik.
EMRE AKÖZ - SABAH

30 Kasım 2008 Pazar

NEDEN TÜRBAN DEĞİLDE ÇARŞAF

Çarşafa şimdiye kadar dokunulmadı, bunu kullanarak deforme edilecek,kullanıp atılmış bir kağıt durumuna getirilmek isteniyor.Şimdiye kadar türban için siyasi simge denilerek karşı çıkılıyordu ,çarşafta kullanılarak artık siyasi simge olma yolunda,sanırım burada bilinçli bir ön yoklama yapılmakta ve vu yoklama neticesinde yeni bir kamaoyu dizaynı yapılacak.evet yazarında dediği gibi nedne türban açılımı değilde çarşaf ve neden ülkenin diğer illeri değilde manevi hassasiyeti yüksek olan bir il Erzurum hedef diğer illerden olabilirdi bu başlangıç mesela İzmir,bu polemiğede uyardı da ne dersiniz bu açılımı İzmirden yada Edirneden başlatmaya....... Keyifle okumanız ve ön yargısızca düşünerek
polemikte olsa bu konulara tarafsız kalmak ümidiyle....
Neden türban değil de çarşaf?
Son yıllarda "açılım" kelimesi moda oldu. Mecburen ben de kullanıyorum. Ancak bu tabir hiç hoşuma gitmiyor. Çünkü sinsi bir Ankara siyasetini çağrıştırıyor.
"Ankara siyaseti" derken, halkla birebir ilişki içinde değil de, "bürokratlar arası müzakerelerle" alınan kararları kastediyorum.
Mesela Türkiye'de "yaratılmış" ("uydurulmuş" da denebilir) bir kılık kıyafet sorunu var.
Bu bağlamda, yıllarca türbanlı kadınlara demediğini bırakmayan CHP şimdi bu konuda "açılım" yapıyor.
Bu yaklaşımın "samimi" olduğuna inanmak mümkün mü? Değil elbette.
Belli ki "açılım yapılsın" kararı alınmış, şimdi ucundan kıyısından uygulanıyor.
Beni işkillendiren bir başka nokta da, açılımın "çarşaf üzerinden" yapılması!
Bütün araştırmalar ülkemizdeki kadınların, yüzde 60 ila 70 arasında bir oranla başını örttüğünü gösteriyor.
Süreç içinde bakıldığında, yani geçmişle kıyaslandığında ise örtünenlerin oranında azalma saptanıyor.
Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da çarşaftaki hızlı azalma.
Başını örtmeye karar veren kadınlar, "çarşafa girmek" yerine, daha "modern" kabul edilen türbanı tercih ediyor.
İşte bu veriler nedeniyle de CHP'nin açılımını tuhaf buluyorum. Niye örtünen kadınların çok küçük bir kesimine işaret eden "çarşaf" tercih ediliyor?
Olaydaki tuhaflık şuradan da belli: Bu durum sert laikçi kesimde protestolara yol açarken, türbanlı kızlara da CHP ile dalga geçme fırsatı yaratıyor: "Ne yani başörtüsünü çıkarıp çarşaf mı giyelim" diyorlar.
İşte bu yüzden de, çarşaf üzerinden yapılan bir "açılım" bana hiç samimi gelmiyor. http://edebiyatcafe.blogspot.com/
Her an geri adım atılabilecek, "pardon, yanlış anlaşıldık" denebilecek, bir "masa başı politikasını" düşündürüyor.
Bu bakışa şöyle itiraz edilebilir: "Neticede her politika tasarlanmış değil midir?"
Tamam ama genel olarak halkın, özel olarak da parti tabanının taleplerinden hareketle oluşturulan politikalar ile "siyasi mühendislik" amacıyla geliştirilmiş politikalar arasında ayrım yapmak gerekmez mi?
CHP'nin çarşaf açılımı, ikinci türden bir politikanın devreye sokulduğunu akla getiriyor. "Samimi değil" dememin bir nedeni de bu.
SABAH