Polemik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polemik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2009 Perşembe

Çıktım Dostlar!.. Çıktım meydanı boş bulanlar!..

Bakalım Hıncal Uluç'un ameliyattan sonra yazdığı bu yazıyı kimler üstüne alınıp, cevap verecek?
Çıktım Dostlar!..
Çıktım meydanı boş bulanlar!..


Sevgili okurlarım...
Seven, sevmeyen ama her gün okuyarak beni ben yapanlar.. Çıktım..
Atatürk Cumhuriyeti'nin insanları.. Gerçek Atatürkçüler, sapına kadar cumhuriyetçiler çıktım..
Dostlar, arkadaşlar, sevgililer çıktım..
Meydanı boş bulup arkamdan sallayanlar çıktım.Azılı Atatürk Düşmanları.. Atatürk'e sövmek için fırsat kollayanlar.. Atatürk Filmi çekimi haberini diline dolayıp utanmadan, sıkılmadan "Bu yaşamdan film mi çıkar" diyecek kadar gözü dönenler.. En azılı Türk ve Atatürk Düşmanı, İngiliz Başbakanı Lloyd George'a hem de İngiliz parlamentosunda "Dünyada her 100 yılda bir deha yetişiyor ve o beklenen deha birden bire
Türkiye'de beliriverdi hem de bize karşı. Tüm dünyaya karşı" dedirten Atatürk'ün muhteşem yaşamından, Çanakkale'den, Kurtuluş Savaşı'ndan, İslam âleminin ilk ve tek modern cumhuriyetini kuran adamın hayatından bir değil bin film çıkacağını bile bile bunu yazabilenler..
Atatürk filminin Türk'ün Türk'e reklamı olacağını söyleyip dünyada seyirci bulamayacağını iddia ederken, öyle bile olsa, böylesi Atatürk düşmanlarının suratına tokat olacağının farkında olmayanlar.. Atatürk filmi çekmeyi 31 çekmeye benzetecek kadar şaşkın ve küstahlar.. Çıktım..
Kemal Türkler'in katillerinden biri hakkında verilen karar tam 29 yıl sonra geçen hafta içinde bozuldu..
Türkiye'de yargının böyle işlediğini bildikleri için bir Ergenekon efsanesi yaratarak, Ordu ve Cumhuriyet'e saldırmak, kafalarındaki o sapık ikinci Cumhuriyet'le aralarında duran her kişi ve kurumu, yıllar sürecek bir yargılama boyu zan ve baskı altında tutmak, her muhalifi, her konuşanı izlemek, basmak ve göz altına almak eylemleriyle bir korku imparatorluğu yaratmak isteyenler çıktım.. Ergenekon'u sürdürmek için, önüne geleni, hatta kendi meslektaşlarını bile ihbar eden, muhbir köşeciler çıktım!..
Bu Ordu bu gücü ve saygınlığı ile böyle durdukça, Modern Atatürk Cumhuriyeti'nden sapmanın mümkün olmadığını bildikleri için orduyu hedef tahtasına koyanlar, tek mahkumiyeti olmayan, hem de altında Başbakan diye Recep Tayyip, Dışişleri Bakanı diye Abdullah Gül Beylerin ve tüm AKP hükümetinin öneri ve kararı ile Devlet Üstün Hizmet Madalyası alan bir kahraman Albay'a, bir PKK uşağının yalan yanlış laflarını baş tacı yaparak alçakça saldıranlar.. Bu saldırılar karşısında intihar yolunu seçen bir onurlu adama, bir terör gazisine ölümünden sonra bile söverek, asıl hedeflerinin Ordu olduğunu kanıtlayanlar, çıktım.. Çıktım Sevgili Dostlarım.. Çok ama çok ağır bir ameliyat geçirmiş olmama rağmen, tıptaki akıllara seza gelişmeler ve harika doktorlarım, olağandışı bir hastane sayesinde ki anlatacağım sizlere, bir hafta içinde çıktım..Dostlar mutlu olun, çıktım.. Düşmanlar sıkı durun, çıktım..Çıktım şükürler olsun!..

Hıncal ULUÇ

14 Ocak 2009 Çarşamba

Mesele Olmak, Mechele Değil


Metropolis (Ana Tanrıça Kenti) harabeleri ve Selcuklu Özbey Kalesine güney doğusundan bir bakış...
Mesele Olmak, Mechele Değil
Sayın Ertan Ünver 12 Ocak 2009 tarihli son yazısında “Mesele Ol Mesele değil Cenk” http://polemikler.blogspot.com/2009/01/ertan-nver-itiraz-etti-izmir-torbal.html başlığı ile bize inceden mesaj verdi! Kimseye ne gölge olmaya nede cahilliğe sevkeden olmaya niyetim yok. Örnekse kimseden böyle bir talebim yok! Gayet samimi bir şey sordum. Halen Torbalı Ticaret Odası (TTO) yönetiminde olupta şimdi Muzaffer Sekban’a muhalefet eden meclis üyesi yada yöneticiler hangi gerekçelerle Sekban’a karşı çıkıyorlar ve bu gerekçeler içinde bizim yıllardır karşı çıktığımız Kabacakırına Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kurulmasıda var mı? Varsa bugüne kadar nasıl karşı çıktılar ve şerh koydular? Yok eğer karşı çıkılmadı ve suskunluğun ikrardan geldiği göz önüne alınırsa nasıl bir çıkarsama yapmalıyız? İlgili ve “Torbalı Ticaret Odası Seçimi” başlıklı http://cenksarigol.blogspot.com/2008/12/torbal-ticaret-odas-seimi.html yazımızda aynen şu ifadeyi kullanmışız; “...Ben Ticaret Odasında şimdi muhalif olanların hiçbirisinden Kabacakırı OSB konusunda karşı söylem duymadım (Oldu da ben kaçırmışsam şimdiden özür dilerim). Eh Torbalı Ticaret Odasından OSB konusunda muhalif bir ses duymamışsak, hemfikir olunduğunu düşünmemiz gerekir. O takdirde en önemli soru önümüze düşer, ‘Bir ilçenin Ticaret Odası başkanı ve meclisinin ilçelerine OSB getirmesi başarı değil midir?’ elbetteki büyük bir başarıdır. Hatta muazzam bir başarıdır. Ben böyle düşünüyorum. Buraya kadar Ertan Ünver ve Mustafa Yetkil hocamın da aynı düşündüğünü sanıyorum. Bizim karşı çıktığımız OSB’nin Kabacakırı’na kurulmasıdır...” Yazımın ana fikri bu cümledir. Biz köşelerimizden çığırır, okurlarımızdan gelenleri aktarırken yetkili ve etkili (özellikle Torbalı Belediyesi ve İktidar partisi Torbalı AKP kadrolarını hatta Yeniköy, Özbey Muhtarlarına kadar) insanlarımızı eleştirmedik mi? Şimdi Ertan bey abim, diyelimki bizlerin Kabacakırı OSB konusunda itirazımız yok! Bazılarının şimdiye kadar itiraz etmediği ama muhalif olduğu gibi... Soru basit (Torbalı Ticaret Odası (TTO) Seçimi için farklı, Torbalı kamuoyu ve ticaret erbabının bile çoğunun anlamayacağı etkenleri saymadan); “Bir Ticaret Odası başkanının ilçesine OSB kazandırması başarı mıdır?” Eğer şimdi M.Sekban muhalifi TTO yöneticisi olanlar Kabacakırı OSB’ye karşı çıkmamışsa, bu başarı onların ve Sekban’ındır. Bana göre başarısızlık sebebi durum, itirazsız yöneticilerin ve muhaliflerin başarısı olmak zorundadır! Bana göre gene başarısızlık olarak orada çakılacak bir ucube... TTO ve Yerel Seçim öncesi en azından bunca OSB yazmışlığın hatrına defter karıştırma, hesap çıkarma hakkımız yoksa... Sen Anlatabildinde Ertan Abi, galiban ben beceremedim. baksana tekrar ediyoruz... Gölge etmeyelim ve kimseyi cahilliğe sürüklemeyelim öyle mi? Cenk SARIGÖL

13 Ocak 2009 Salı

Mesele Ol Mesele Değil CENK


Ertan Ünver itiraz etti;

İzmir Torbalı Ticaret Odası seçimleri öncesi halen mevcut oda yönetiminde olup, başkan Muzaffer Sekban'a karşı liste oluşturmaya çalışan "Değişim Grup" saflarına geçerek bayrak açanları samimiyetsizlikle suçlayan Cenk Sarıgöl'e aynı gazetede yazan eski belediye başkanı ve yılların gazetecisi Ertan Ünver'den ince eleştirel bir itiraz geldi.

MESELE OL MESELE DEĞİL CENK

Cenk Sarıgöl, 5 Ocak günkü yazısında, kendisinden hiç beklemediğim bir “eksikli ve biraz iğreti bir performans” sergilemiş.. Hayret ettim.. Özetle şöyle diyor, Ticaret Odası seçimi ve Muzaffer Sekban karşıtlarına ilişkin olarak, Cenk Sarıgöl: Tamam M.Sekban seçilmesin; OSB’yi Kabacakırı’na kurmaya çalışıyor olması bile, yeter bu sonucu sağlamak ve kendisini seçtirmemek için.. 17 yıllık olması ve ona eklemlenen bütün öbür gerekçe ve de söylemlerin hemen tümü samimi değil...

Yapma Cenk, iş bu kadar basit ve yüzeysel değil.. Elbet 17 yıl da olur, 27 yıl da.. Elbet dozunda ve kıvamında olduktan sonra, siyaset de belli ölçülerde işin çeşnisini oluşturur.. Tamam.. Kabacakırı’na OSB diyen kişi,


“Torbalı’yı katletmeye(bilerek/bilmeyerek)yöneldiğinden”
AUT’a gitmelidir;bu bile yeterli; o da tamam.. Ama işin üstyapısıdır bunlar.. Konunun altyapısında Torbalı İŞ ALEMİNE Sekban’ın artık 10 numara küçük gelmesi vardır.. Torbalı Tepeköy iken ve işi 10-15 bin nüfus ile, birkaç yüz esnafla götürür iken, “maçı idare ediyordu Sekban”.. Nüfus 1.5-2.0 civarında artıyordu.. Vs. vs.. Hep bilinen durumlar.. Fakat artık iş değişti.. Bu nüfus artış hızı ve beden büyüme katsayısı ve dahi Torbalı’nın CAZİBELERİN MERKEZİ durumuna gelmesi.. Torbalı’ya gelen insan ve sosyal-ekonomik taleple, giren para arasındaki farkın her geçen gün biraz daha artıyor olması, Torbalı İş Alemini/Esnafını mahvetmeye başladı.. “Rengi ve işlevi belli” ve şu özellikle inşaat sektöründe “rahatlayan” para da olmasa, yandı gülüm keten helva.. O zaman Torbalı iyice cehennem olur. (Sekban’ın beni, OSB konusunda aptal yerine koyması; alabansın, bababansın, şalabansın denince yeniden OSB’nin gizli mimarlığına soyunması bile benim için tuhafça bir anı olarak kalmalıdır,artık..Umurumda değil.. R.İ. Uygur’la "nasıl bir siyasetse”, işbirliğine girişmeleri bile, hoş bir kıvırma oyunu olarak durmalıdır bir yanda,artık..)

Torbalı’yı bu “sosyal-ekonomik cehenneme gidişten” çıkaracak tek yol katma değeri yüksek bir Torbalı Ticaret Ortamının İnşasıdır… Hele bir de bu kriz dönemi yaşanıyorken.. (Kardeşim ben bu konuyu yirmi beş yıl dile getiriyorum.. 17 yılında bu zat, Başkanlık ediyor Torbalı Ticaretine.. Bir günden bir güne şu altını çizdiğim katma değeri yüksek ticaret ortamı nedir; nasıl oluşturulur diye kimse sormadı...) Bunlar hem bilmezler; hem sormazlar; hem de yazarlar-söylerler ve hem de her makamı hep isterler.. Biz 89 Belediyesinin son yılında, Medoder’in bastırdığı 30.000[yazıyla otuz bin] Metropolis posta kartının tümünü,oraya gelen turistlere satmıştık; aradan 15 yıl geçti.. O zihniyet olsa, bu sayı şimdi 500 binleri bulur ve yalnızca buradan milyarlar yağardı.. Kaldı ki, o iş, projenin yalnızca yirmide biridir.. Ama şimdi bizim M.Sekban Torbalı Vergi Dairesine yatan katrilyonların “çene suyu çorbasını” yapıyor..

O para Torbalı’ya değmeden nereye gidiyor; o parayı kazanan fabrikaların işçileri ve ihtiyaçlarının öbür bölümü nerelerden karşılanıyor?.. Sekban’ı bir gün bunlardan söz ederken duyan oldu mu?.. Oysa 6-7 ay önce kendisinden söz ettiğim Beypazarı Belediye ve Ticaret Odası Başkanları ilçelerini paraya boğdu, eski ev onarımı yaparak ve ilçesini turizme açarak.. Beypazarı,Beypazarı beyler;Bodrum, Marmaris falan değil.. Anadolu’nun göbeği. O Bşk. şimdi de MHP Ankara Büyük Şehir Bld.Bşk. Adayı…)

Anlatabildim sanırım Cenk kardeş.. Yer bu kadar.. Laflarsak, daha ayrıntısını da sunarım…


Ertan Ünver

23 Kasım 2008 Pazar

VAZGEÇ BAYKAL VAZGEÇ


Ahmet Hakan'ın CHP Genel Bşk. Deniz Baykal Göndermesi... Son günlerin en yeni moda polemiği gerçi hiç bitmeyen ve tazeliğini sürekli koruyan bir polemik konusu CHP ve Türban, tabiki Türbanlılar yaparsa kaka, CHP'liler yaparsa açılım ve ona destek veren ve daima polemiğe dönüştürülen bu konu açılım oluyor sizi bu yazıyla başbaşa bırakıyoruz. Artık bundan sonra bu köşede birbirinden ilginç polemiklere şahit olup okuyacaksınız. Size eğlenceli bir vakit geçirmeniz ve okurkende zevk almanız temennisiyle başbaşa bırakmadan önce bu yazıda Ahmet Hakan'ın kinayeli dokunduklarını sıralayalım;
1-Deniz Baykal
2-Nur Serter
3-Necla Arat
4-CHP teorisyonleri
5-CHP sempatizanı köşe yazarları
6-Gani Müjde
7-Ece Gürsel
8-Fehmi Koru
9-Hikmek Çetinkaya
10-Başbakan R.Tayyip Erdoğan!


Vazgeç Sayın Baykal vazgeç


BU etrafını çevrelemiş kaba softa/ham yobazlarla...
Bu kılık kıyafet zaptiyeleriyle...
Bu görüntü fetişleriyle...
Bu ikna odası mucitleriyle...
Bu türban görünce "öcü" görmüş gibi olan yandaşlarınla...
Bırak "esaslı bir inkılap" atılımını, "idare-i maslahat" bile yapamazsın...
Bu yüzden vazgeç Baykal vazgeç...
* * *
Kendilerinin aydınlanmışlıklarından zerre kadar kuşku duymayarak, "çarşaflı-türbanlı kadınları önce aydınlat/sonra partine kaydet" diye akıl verenlerinle...
"Çarşaflı-türbanlı kadınlar CHP’ye oy verebilir ama üye kaydedilemez" şeklinde dáhiyane fikirler ileri süren yoldaşlarınla...
"Erkek kıyafeti konusunda kanun çıkaran Atatürk’ün kadın kıyafeti konusunda bırak kanunu, herhangi bir yönerge bile çıkarmadığını" bildikleri halde, çarşaflı-türbanlı kadına Atatürk üzerinden düşmanlık yapan dostlarınla...
Senden yüzde 70’i dışlayıp, yüzde 30 üzerinden siyaset yapmanı talep eden akıl hocalarınla...
Nereye kadar gidebilirsin ki?
Bu yüzden vazgeç Baykal vazgeç...
* * *
Etrafın...
Yolsuzluklara gark olmuş bir iktidarı, "türbanlı bir iktidar"a tercih edecek denli türbandan nefret eden azgın ve seçkinci azınlık tarafından çevrilmiş...
Onları küstürmeden hiçbir şey yapamazsın...
Bu yüzden vazgeç Baykal vazgeç...
Etrafın, zihninin arka planında, "CHP, çarşaflının-türbanlının oyuyla iktidara geleceğine, bizim steril, laik, modern ama az oylarımızla muhalefette kalsın daha iyi" düşüncesini saklı tutan sözde yandaş kalemlerle çevrilmiş...
Onları azdırmadan hiçbir şey yapamazsın...
Bu yüzden vazgeç Baykal vazgeç...
* * *
Bak, işte...
Şimdiden "cici çarşaflı/kaka çarşaflı" ayrımları yapmaya başladın...
Şimdiden "evinde Atatürk resmi bulunan çarşaflı/evinde Atatürk resmi bulunmayan çarşaflı" demeye başladın...
Şimdiden "o kadar da ileri gitmiyorum" edasıyla Necla Arat’ların, Nur Serter’lerin yüreklerine su serpmeye başladın...
Sen etrafını çevreleyen bu kılık kıyafet zaptiyelerine teslim oldukça...
Hiç merak etme, "AKP süreci" bin yıl daha sürer...
Sen etrafını çevreleyen bu maskeli balo meraklılarına uydukça...
Yine senin payına yenilgi düşer...
Yine seçimde sonra 10 gün evinden dışarı çıkamazsın...
Yine en sadık müritlerin bile "Baykal istifa" diye haykırır...
Olacak olan budur ve bu yüzden boşuna çırpınma Baykal...
Sen iyisi mi vazgeç, titre ve özüne dön!
Özüne, yani yüzde 20’ne...

GANİ MÜJDE’YE "Osmanlı Cumhuriyeti diye bir film çekiyorum, çok komik olacak çok" diyordun ama gayet acıklı ve gayet mesaj kaygılı olmuş be dostum...


ECE GÜRSEL’E Sanık ayağa kalk! Seni feci detone bir sesle güzelim Sezen şarkısını katletmekten ademe mahkûm ediyorum...


FEHMİ KORU’YA Abi üzülme... İntikam soğuk yenen yemektir... Bak, Obama önce onu değil, bizim Abdullah Bey’i aradı...


MICHAEL JACKSON’A İhtidan mübarek olsun Mikail kardeş! Artık senden şöyle dokunaklı bir "talaal bedru" ilahisi bekliyoruz...


HİKMET ÇETİNKAYA’YA Baykal’ın çarşaf açılımına Cumhuriyet Gazetesi’nde tam destek vermek her babayiğidin kárı değildir... Alkışlıyoruz...



Ahmet Hakan 23 Kasım 2008 Hürriyet Gazetesi

GİYİNMEK GÜZELDİR LAYIK OLUNCA



GİYİNMEK GÜZELDİR LAYIK OLUNCA


ELİF ÇAKIR, yazısında sayın Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı öncesi Zeki Triko mayo firması sahibi Zeki Başeskioğlu'nun asılsız bir iddiası ile dindar kesime sataşan, saldırısı bahanesi görerek özellikle Hürriyet Gazetesi köşe yazarlarını isim vermeden topa tutuyor.


Son zamanlarda, “Allahım aklıma mukayyet ol” dedirtecek olaylar yaşanıyor. Sanırsınız Fredinin kabusu geri döndü.Türbanlı eş mi, değil mi çekişmelerine neden olan “Çankaya aşılmaz” tartışmaları… Ardından ülkeyi neredeyse ya siyah ya beyaz kamplaşmanın eşiğine getiren online muhtıra…

Cumhuriyet tehlikede, sahip çıkın reklamları…Ülkenin çeşitli yerlerinde yapılan mitingler…Seçimler iptal olacak, istenilen seçim sonucu çıkmazsa “darbe” olacak söylentileri…Cumhuriyetin seksen yıllık fotoğrafını değiştirmezsiniz, diye kopartılan feryatlar…. Bir “gereksiz” korkudur aldı başını gidiyor.* * * Bütün bunlar yetmiyormuş gibi… Bir de “türban mayoya karşı” çığırtanlıkları… Düşünüyorum da başörtüsü üreten Armine’nin reklamları yukarıdaki tartışmalar başlamadan evvel bilboardları süslüyordu. Hiç kimsenin dikkatini çekmiyordu, hiç kimse için tehlike oluşturmuyordu, hiç kimse “seksen yıllık görüntüyü değiştirmeye çalışıyor bunlar” baskısını hissetmiyordu. Hiç kimsenin aklına “annen güzel sen çirkin” tadında “örtü güzel siz çıplak” mesajını da bırakmıyordu. Omo’nun “kirlenmek güzeldir” Beymen'in “Giyinmek bir sanattır” reklamları nasıl ki bunun aksini düşündürtmediyse insanların zihninde Armine reklamları da öyleydi.Ancak…

Ne zaman ki, Zeki Başeskioğlu şark kurnazlığıyla “mayo reklamlarımız asılmıyor” diye ücretsiz pr’larını yapmaya başladı, bütün gözler bir anda “Giyinmek güzeldir” reklamlarına çevrildi öfkeyle.. Kimi köşe yazarları da konuyu “tez elden” köşelerine taşıdılar: “Giyinmek güzeldir” sloganlı başörtüsü reklam afişini görünce şöyle hissettim: Bana diyorlar ki “Sen çıplaksın, giyinmiyorsun, örtünmüyorsun. Bu yüzden vicdan azabı çekmelisin, kendini düzeltmelisin…” “Ve o ilan, o gün, benim kendimi soyunuk gibi hissetmeme sebep oldu. Sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi…” (23 Mayıs 2007, Hürriyet) Devamında yazılan ikinci yazıya gelen yorumlar ise gerçekten vahim… İnançlarından dolayı örtünen “sıkmabaş” kadınları bir kaşık suda boğmak isteyeninden tutun da, sokakta ilk gördükleri örtülü kadına saldırmak, hakaret etmek isteyenine..

Hatta işi ‘askılı elbiselerimiz, parmak arası terliklerimizle biz daha güzeliz’e vardıran gazete yorumlarını görünce ürktüm sokağa çıkmaktan, caddede dolaşmaktan.Bir ülke nasıl böyle bölünmeye doğru gider algılayamıyorum.Bir reklam nasıl böyle tersinden okunur… nasıl paranoyak olunur?.. Sadece inançlarından dolayı örtünen insanlar, yıllarca dışlanıp ötekileştirildikten sonra nasıl potansiyel tehlike olarak görülür, anlamakta güçlük çekiyorum…

* * * Gardrobumda ne Armine markalı bir eşarp ne de yıllarca kazancının çoğunluğunu eşarptan sağlayan Vakko’nun ürünleri var..Ben olsa olsa bu eşarpların yorgan yüzü desenlerini, kocaman dallı gülü modellerindeki zevksizliği tartışmak isterdim. Hangi zevke hitap ettiği tartışılır bu eşarplardan ziyade mankenlerin dikkat çektiği afişler “irtica” tehdidi haline nasıl geldi anlayamıyorum.Gülüyorum ama acılı bir gülüş bu..

Eşarplarını kullanmadığım bu firmanın ürünlerine “oryantalist” bir yaklaşımla dışarıdan birisi olarak gözlemlerimi ve onların psikolojisini daha rahat anlayabilirim galiba..Dolayısıyla bilboardları süsleyen bu reklamı tersinden okumaya çalışıyorum.Bizi zorla örtmek istiyorlar anlayışına karşılık bu reklamların sloganını direkt olarak değil de “dolambaçlı yoldan” hazırlayanların psikolojisini anlamaya çalışıyorum.Bu firma başörtüsü üretiyor deterjan üretmiyor..Ürettiği ürünü bir şekilde şık gösterip cazip hale getirerek rakiplerinin içerisinden sıyrılıp daha fazla satacak. Bunun yolu da kadınların beğenisini kazanarak marka haline gelmesidir ki doğal olarak, “reklamını” en güzel şekilde yapması lazım. Her firma reklam araçlarını nasıl en güzel şekilde değerlendiriyorsa bu firma da aynı koşullarda pazarlamaya çalışıyor ürününü.Tam da bu noktada “ötekileştirilmişlere” sattığı bu ürünü pazarlarken tedirgin olduğu belli.Yoksa “Giyinmek güzeldir” değil “Örtünmek/Türban/Başörtüsü Güzeldir” rahatlığıyla reklam afişlerini hazırlayabilirdi.

Belli ki tedirgin olmuş… Tedirgin olmaktaki haklılığı da günlerdir süre gelen gereksiz medyadaki tartışmalardan belli oluyor.Hem demokrat olacağız demokrasiyi savunacağız, özgürlükçü olacağız, hem de ticaretini reklam yoluyla büyütmeye çalışanlara karşı düşman kesileceğiz; “korkuyoruz” nutukları atarak yıllardır zaten dışlanmış, ötekileştirilmiş insanları “korkutacağız”… Evet, nasıl bir oyunun içerisinde olduğumuzun farkına varalım. Neden laiklik denilince akla ilk gelen “çıplaklık ve içki” oluyor sorusunu Vatan Gazetesinden Tuğçe Baran ve Can Dündar zaten sorduğu için benim ayrıca sormama gerek var mıdır bilmiyorum..

Ne laiklik ve modernliğin ölçüsü “mayo, mini etek”tir ne de “başörtülü” kadın irticanın bir simgesidir…Demokrasiyi seçmişiz ama onu benimseyememişiz.

Bilmem anlatabiliyor muyum?


ELİF ÇAKIR