recep tayyip erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
recep tayyip erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2009 Perşembe

Çıktım Dostlar!.. Çıktım meydanı boş bulanlar!..

Bakalım Hıncal Uluç'un ameliyattan sonra yazdığı bu yazıyı kimler üstüne alınıp, cevap verecek?
Çıktım Dostlar!..
Çıktım meydanı boş bulanlar!..


Sevgili okurlarım...
Seven, sevmeyen ama her gün okuyarak beni ben yapanlar.. Çıktım..
Atatürk Cumhuriyeti'nin insanları.. Gerçek Atatürkçüler, sapına kadar cumhuriyetçiler çıktım..
Dostlar, arkadaşlar, sevgililer çıktım..
Meydanı boş bulup arkamdan sallayanlar çıktım.Azılı Atatürk Düşmanları.. Atatürk'e sövmek için fırsat kollayanlar.. Atatürk Filmi çekimi haberini diline dolayıp utanmadan, sıkılmadan "Bu yaşamdan film mi çıkar" diyecek kadar gözü dönenler.. En azılı Türk ve Atatürk Düşmanı, İngiliz Başbakanı Lloyd George'a hem de İngiliz parlamentosunda "Dünyada her 100 yılda bir deha yetişiyor ve o beklenen deha birden bire
Türkiye'de beliriverdi hem de bize karşı. Tüm dünyaya karşı" dedirten Atatürk'ün muhteşem yaşamından, Çanakkale'den, Kurtuluş Savaşı'ndan, İslam âleminin ilk ve tek modern cumhuriyetini kuran adamın hayatından bir değil bin film çıkacağını bile bile bunu yazabilenler..
Atatürk filminin Türk'ün Türk'e reklamı olacağını söyleyip dünyada seyirci bulamayacağını iddia ederken, öyle bile olsa, böylesi Atatürk düşmanlarının suratına tokat olacağının farkında olmayanlar.. Atatürk filmi çekmeyi 31 çekmeye benzetecek kadar şaşkın ve küstahlar.. Çıktım..
Kemal Türkler'in katillerinden biri hakkında verilen karar tam 29 yıl sonra geçen hafta içinde bozuldu..
Türkiye'de yargının böyle işlediğini bildikleri için bir Ergenekon efsanesi yaratarak, Ordu ve Cumhuriyet'e saldırmak, kafalarındaki o sapık ikinci Cumhuriyet'le aralarında duran her kişi ve kurumu, yıllar sürecek bir yargılama boyu zan ve baskı altında tutmak, her muhalifi, her konuşanı izlemek, basmak ve göz altına almak eylemleriyle bir korku imparatorluğu yaratmak isteyenler çıktım.. Ergenekon'u sürdürmek için, önüne geleni, hatta kendi meslektaşlarını bile ihbar eden, muhbir köşeciler çıktım!..
Bu Ordu bu gücü ve saygınlığı ile böyle durdukça, Modern Atatürk Cumhuriyeti'nden sapmanın mümkün olmadığını bildikleri için orduyu hedef tahtasına koyanlar, tek mahkumiyeti olmayan, hem de altında Başbakan diye Recep Tayyip, Dışişleri Bakanı diye Abdullah Gül Beylerin ve tüm AKP hükümetinin öneri ve kararı ile Devlet Üstün Hizmet Madalyası alan bir kahraman Albay'a, bir PKK uşağının yalan yanlış laflarını baş tacı yaparak alçakça saldıranlar.. Bu saldırılar karşısında intihar yolunu seçen bir onurlu adama, bir terör gazisine ölümünden sonra bile söverek, asıl hedeflerinin Ordu olduğunu kanıtlayanlar, çıktım.. Çıktım Sevgili Dostlarım.. Çok ama çok ağır bir ameliyat geçirmiş olmama rağmen, tıptaki akıllara seza gelişmeler ve harika doktorlarım, olağandışı bir hastane sayesinde ki anlatacağım sizlere, bir hafta içinde çıktım..Dostlar mutlu olun, çıktım.. Düşmanlar sıkı durun, çıktım..Çıktım şükürler olsun!..

Hıncal ULUÇ

3 Şubat 2009 Salı

ERDOĞAN'A RADİKAL MANŞET

Erdoğan'ın Davos'taki çıkışı gazetelerin manşetine oturdu.
İçlerinden birisi vardı ki manşeti ve bugünkü yazısıyla çok farklıydı.
Yeniçağ, dün “Helal Olsun” manşetiyle çıktı. Gazetenin Erdoğan'a desteği bugün de devam etti. 1. sayfadan "Helal olsun!" başlığıyla verilen mektupta Başbakan Erdoğan'a övgüler yağdı.
Gazete milliyetçi söylemleri ve fikirleriyle AK Parti'nin tam karşısında yer alıyor. Hükümete ve Erdoğan'a yönelik en sert manşetleri atmaktan çekinmiyor.
İşte bu gazete iki gündür çok farklı bir tablo çiziyor. Davos'ta yaşananlar her şeyi bir kenara itti. Yeniçağ, Peres'e karşı Erdoğan'ın gösterdiği tavrı ayakta alkışladı.
Gazete neden böyle bir başlık attığının gerekçelerini bugün okurlarına duyurdu:
"Çünkü; Peres’in karşısında AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı oturuyordu.
Peres’in sallanan o parmağının hedefi Başbakan nezdinde Türk milletiydi.
Manşetimize yansıyan tavrımız, Yeniçağ’ın yayın hayatına başladığı ilk günden beri hassasiyetle koruduğu milliyetçi duruşunun, tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek dil ülküsünün gereğidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti müstemleke değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti “kabile” veya “çadır” devleti de değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “hasta adam” hiç değildir...
Dünyaya Türkçe bakan Yeniçağ, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin menfatlerinin korunmasında kişi ve kurum gözetmeksizin meseleyi sahiplenir, tavrını net bir şekilde ortaya koyar.
Yeniçağ’ı güçlü, güvenilir ve bağımsız kılan da bu duruşudur.
Saygılarımızla."
Yeniçağ

2 Şubat 2009 Pazartesi

Başbakan'ın planlı öfkesi

Başbakan'ın planlı öfkesi
Davos'taki ekonomi tartışmaları hakkında uzun yazımı yazdıktan sonra gece iki yayın yönetmeni arkadaşımla yemeğe çıktım. Tabii bir süre sonra onlarla muhabbet mümkün olmadı. Çünkü Davos'tan Başbakan'ın tartışmasıyla ilgili haberler akmaya başladı.
Onlar başlık düşünmeye başladılar. Bu sefer ben de kendimi tutamadım. (Eski alışkanlıklar kolay ölmüyor.) Sanki çok üzerime vazifeymiş gibi ben de birinci sayfa düşünmeye başladım
Tam o gün Davos hakkında özel bir yazı yazmış olduğum için bir ara 'Patlak veren olayla ilgili bir yazı da eklesem mi ki?' diye de düşündüm.
Ama sonra benim yazımın güncel olanlarla hiçbir alakası bulunmadığını, o yazıda amacımın geleceğe yönelik model çalışmalarını irdelemek olduğunu hatırlayıp yazıya ek yapma fikrinden vazgeçtim.
'Sıcak haberin üzerine bir yatayım, biraz düşüneyim, yarın (bugün) yazarım bunun hakkında' dedim.
Şimdi bakıyorum da; meselenin diplomatik skandal boyutunu ortaya çıkaran birçok yazı yazılmış. Başbakan'ı yine sinirlerine hakim olamamakla itham edenler de var.
Ben bu yorumlara katiyen katılmıyorum. Tersine, Başbakan tartışmanın en gergin anında bile
bence son derece kontrollü ve sakindi.
Bu önceden planlanmış öfke patlamasıydı.
Başbakan'ı o bana hiç sıcaklık göstermemiş olduğu halde iyi tanıdığımı sanıyorum.
O, şaşkınlıkla karşılanacağını bildiği bir hareketi önceden tüm boyutlarıyla düşünmeden, detaylı planlamadan katiyen yapmaz.
Evet; Davos toplantıları bir 'Centilmenler Kulübü' toplantısı havasında geçer ve katılanlar bu tür davranışlara alışık değillerdir.
Ama şundan emin olun, Davos'taki tüm katılımcılar Başbakan'ın davranışını şu anda hayranlıkla değerlendiriyorlardır. Çünkü Başbakan planlanmış öfkesiyle birkaç siyasi hedefe gitti. Bunlar:
1- İç siyasette kendi seçmen kitlesine İsrail'e gerektiğinde sert çıkabilen lider konumunu gösterdi ve prim yaptı.
2- Arap dünyası, İsrail konusunda kafa karışıklığı yaşıyor. İsrail'e düşman olmadığı halde Türkiye'nin Başbakanı, Araplar'ın söyleyemediği her şeyi İsrail liderinin yüzüne dünyanın gözü önünde söyleyebildi ve Arap dünyasına yön veren lider konumunu elde etti.
3- Gazze olayı nedeniyle sadece Araplar'da değil, dünya ölçeğinde sosyalistlerde, liberallerde, komünistlerde velhasıl her kesimde bir tepki vardı. Başbakan çıkışı ile bu tepkiyi de dile getirmiş oldu. Dünya lideri konumuna taşıdı kendisini.
4- Olaydan sonra İsrail lideri telefon açarak özür diledi. Bu da bu olaydan sonra İsrail-Türkiye ilişkilerinin fazla zarar görmeyeceğini, bilakis belki daha da kuvvetleneceğini gösteriyor. Çünkü İsrail de kendisine karşı birikmiş öfkenin bir şekilde dile getirilip, boşaltılmasını istiyordu. Bu da oldu.
Yani anlayacağınız; bence Başbakan'ın yaptıkları dahiyane bir siyasi manevraydı, kutluyorum naçizane.
Bütün bunları nasıl mı biliyorum; çünkü aynı planlanmış öfke patlamasını gözlerimin önünde yaşadım, izledim.
Onu da anlatarak bitireyim de Başbakan'ın siyasi manevra kabiliyetini görün istiyorum...
Bir keresinde Körfez ülkelerine bir gezideydi. Ben de uçağında, onun peşinde izliyordum. Bir gece Dubai'den kalktık doğruca Danimarka'ya uçtuk. O sıralar Danimarka basını yüzünden dünyada bir karikatür krizi yaşanıyordu. Müslümanlar'da öfke büyüktü. Danimarka'da varoşlar bile patlamak üzereydi ve Danimarka Başbakanı abuk sabuk konuşmalar yapıyordu. Kendisine bir an önce bir ayar verilmesi gerekiyordu.
Uçaktayken, danışmanları, Başbakan'ın neler yapacağını, iyice çalışmakta olduğunu, olabileceklerin her yönünü planladılar.
İndik ve ertesi gün görüşmeyi izlemek için konuta gittik. İçerideki görüşme biraz uzamıştı ve yan odada tuhaf bir hareketlilik oluyordu.
Birden 'Türk gazeteciler çıkışa hazırlansın' anonsu yapıldı. Uçağın hazırlanması talimatı verildi.
Evet; Erdoğan gerekenleri söylemiş ve ülkeyi de terk ediyordu. Apar topar bindik uçağa ve Ankara'ya doğru hareket ettik.
Bu tavır da gerek iç kamuoyunda gerekse dış kamuoyunda Başbakan'a hayli prestij kazandırmıştı.
Bunu yapmasını iyi biliyor Erdoğan. Son yaptığı ise İsrail'e ayar vermekten başka bir şey değil. İsrail bile bunu anlayışla karşıladı. Çünkü onlar gerçekçi. Ama bizim medyadaki bazı yazarlar bunu kabul etmekte zorlanıyor nedense.


Serdar TURGUT akşam

31 Ocak 2009 Cumartesi

Türkiye, Osmanlı olduğunu hatırlıyor

Türkiye, Osmanlı olduğunu hatırlıyor
Hadi hadi, dürüst olun, açık konuşun: Başbakan, açık oturumun yöneticisi David Ignatius'a da, Şimon Peres'e de "bozuğunu atıp" toplantıyı terkedince içinizden "ulan helal olsun" demediniz mi?
Peki, gecenin köründe onu karşılamak üzere Yeşilköy'e koşan binlerce kişiyi görünce aklınızdan "hop ninnayı ninnayı, Kılıçdaroğlu aldı havayı" şeklinde bir türkü de mi geçmedi?
Hatta "AKP'ye oy vermeyecektim ama şimdi vereceğim" diye düşünenler de mi çıkmadı aranızdan?
Yalan söylüyorsunuz.
Bu yalan, George Bush'a ayakkabı fırlatan Arap gazeteciyi alkışlayıp şimdi de "Erdoğan yanlış yaptı" edebiyatına yatanların ikiyüzlü çıkarcılığını andırıyor...
Aydın Doğan'a daha iyi uşaklık edebilme kuyruğuna girenlerinki kadar zavallı bir tutum bu.
Türk, efelenmeyi sever. Efelenen başbakan da hoşuna gider.
Daha önce "masaya yumruğunu vurdu kalktı" balonlarını çok dinlemiş ama ilk kez gerçekten kalkıp giden bir başbakan görmüştür canlı yayında canlı canlı.
Çünkü Türk, büyük bir imparatorluk kurmuş ve altı yüz yıl da yönetmiştir.
En "ulusalcı" geçinenlerin bile aklına hemen yeni bir imparatorluk gelmesi, heveslerinin hemen bir Turan İmparatorluğu'na yönelmesi de bundandır. Aşağısı kurtarmaz!
"Misak-ı milli sınırları", herkesin bilinçaltında "geçici bir süre katlanılmak zorunda kalınan bir emrivakidir" bu ülkede...
Çünkü biz İsrail'e de, Irak'a da, Suriye'ye de, Mısır'a da, Lübnan'a da, Arabistan'a da, hatta Yunanistan'a da, Bulgaristan'a da, Kosova'ya da, Bosna'ya da "eski vilayetimiz" gözüyle bakarız... Çünkü öyledir!
İşte bunun için, bilinçaltımızda Kuzey Kıbrıs da "üç yüz yıl süren toprak kaybı sürecinden sonra hiç olmazsa azıcığını geri alabildiğimiz bir parçadır"...
İşte bu nedenle Kıbrıs'tan çekilmek istemeyiz, çünkü bize "vermek" gibi görünür.
İşte bu nedenle "İsrail'e ayar veren" bir başbakan da kahraman gibi karşılanır!
Arap dünyasının takdirleri de gururumuzu fena halde okşayacaktır... Çünkü herkes temelde Osmanlı olduğunu hatırlamaktadır! Biz de, onlar da...
İsrail ile ilişkilerimizin bozulması ya da bozulmaması da, "monşer kılıklı" üç beş emekli memurdan ve onların kafasında giden üç beş karta kaçmış gazeteci eskisinden başka kimsenin umurunda olmayacaktır kamuoyunda...
"İstanbul'u başkent yapmak istiyorlar" diye atıp tutanlar gizlice "ulan fena da olmaz ha" diyeceklerdir kendi kendilerine...
Biz istesek de istemesek de "Kasımpaşalı" gene kazanacaktır. Kılıçdaroğlu'na oy toplamak için takla atanlardan başkası da yırtık pabuçla çamurda gezmek gibi ucuz "popülizm" numaralarını yemeyecektir.
Çünkü burası İstanbul'dur, bozkır değildir. Burada bin çeşit kertenkele vardır ama hiçbirinin ruhu kalorifer dumanı kokmaz.
Engin ARDIÇ-Sabah