ertuğrul özkök etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ertuğrul özkök etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2009 Cuma

Ertuğrul Özkök'e 28 Subat hatırlatması

Ahmet Kekeç, linç edildiğini söyleyen Ertuğrul Özkök'e, 28 Şubat manşetlerini, bazı aydınları işlerinden eden Akın Birdal'ın vurulmasına neden olan 'Andıç'ı hatırlattı.
Star yazarı Ahmet Kekeç, Ertuğrul Özkök’e yürüttüğü linç kampanyalarını hatırlatarak, bulunan bombaları neden sorun yapmadığını sordu. Kekeç, Özkök’ün 12 Eylül’ün sivil versiyonu söylemini hatırlatarak, “Darbeci ve muhtıracı değil misiniz?” diye sordu.
Kekeç 28 Şubat döneminde Hürriyet’de atılan “Topyekün savaş’, ‘İşi bu defa silahsız kuvvetler halletsin’, ‘Paşa başkanı hizaya soktu’ manşetlerini hatırlatarak, karargahta pişen haberlerin nasıl yer verildiğine değindi.
Star Yazarı, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Altan biraderler, Mahir Kaynak ve Mahir Sayın’ı suç örgütlerine hedef gösteren, insan hakları savunucusu Akın Birdal’ın kurşunlanmasına neden olan ‘Andıç’ belgesini de Özkök’e hatırlattı.
Ahmet Kekeç'in Star gazetesindeki yazısı:
Senin linç ettirdiğin liberaller ne olacak?

Birçok şeyden korkan (mesela ‘Yahudi medyası’ diye anılmaktan korkan) Ertuğrul Özkök, Ergenekon davasından da korkuyormuş. Hançeresini patlatırcasına ‘Çeteler temizlensin’ diye bağırıyormuş. Fakat, karşısında kendilerine hálá ‘demokrat’, hálá ‘liberal’ demeye utanmayan faşist bir ‘linç mangası’ varmış. Bunlar, savcıyı bir kenara çekmiş, parmağını Özkök’e uzatarak, ‘Ne duruyorsunuz, onları da içeri alın’ diye bağırıyormuş. Burada, araya girip, bir iki düzeltme yapmam gerekiyor. Birincisi, Özkök ne zaman ‘çeteler temizlensin’ diye bağırmış? Ben hatırlamıyorum. Birkaç cılız Ergenekon itirazı dışında, onun kaleminden şöyle okkalı bir karşı-çete yazısı okuyamadık... Bağırdıysa da, demek ki sesi o kadar gür çıkmadı. Kapatma davası ve Deniz Feneri olayında daha bir kıyıcı, daha bir gürül gürüldü... Hele, ‘biat medyası’ diye efelenmeleri, Kemalist lince maruz kalmış Atilla Yayla’ya ‘Keşanlı Galileo’ diye güya esprili yüklenmeleri, sol husyesi görevi verdiği ‘terbiyesiz kalem’le birlikte Başbakan’a gürlemeleri, Hilton arazisine imar izni vermeyen siyasileri ‘itin bilmem neresine’ sokmaları... İstediğinde, pekala ‘gür’ ve ‘gümrah’ olmasını biliyormuş. Sıra Ergenekon’a gelince neden bağırdığı halde sesini duyuramıyor? Demek ki bağırmıyor... Demek ki, ‘bağırmış gibi’ yapmayı tercih ediyor ve bunu yememizi bekliyor. Biz de inadına yemiyoruz. Diyoruz ki, ‘Bu kadar bombayı, bu kadar cinayeti, açığa çıkmış bu kadar darbe girişimini niçin sorun yapmıyorsunuz? Bu görevin üzerinizden alınmasını mı bekliyorsunuz?’ İkincisi şu: Diyor ki Özkök, ‘Bir avuç güya liberal gazeteci, güya aydın, iktidarı ele geçirmiş, entelektüel bir faşist rejimi payidar kılmış. Hava neredeyse 12 Eylül’ün sivil versiyonu... En küçük itirazınızı yazsanız anında sırtınıza ‘Darbeci’ ve ‘Ergenekoncu’ etiketini yapıştıracak.’ Değil misiniz? Darbeci ve muhtıracı değil misiniz? 28 Şubat’a destek veren, ‘Topyekün savaş’, ‘İşi bu defa silahsız kuvvetler halletsin’, ‘Paşa başkanı hizaya soktu’ manşetlerini atan kimdi? Karargahta pişen haberleri gazete sayfalarına çakan kimdi? Onca asparagas, onca karargah çıktısı, kişilik haklarına saldıran onca manipülatif haber kimin eseriydi? Her şeyin ‘hukuktan ibaret olmadığını’ yazan kimdi? Kenan Evren’i, ‘kendi halinde yaşlı, sevimli, tonton bir adam’ olarak resmeden kimdi? Pakistan Yüksek Mahkemesi’nin darbeyi onaylayan kararını, ‘28 Şubat’ın meşruiyet belgesi’ diye yutturan kimdi? Demek ki, iktidarı ele geçirerek ‘faşist bir rejimi payidar kılan’ güya gazeteci, güya aydın birtakım liberaller, Ergenekon konusunda sesin gür çıkmadığı için seni linç ettirmeye uğraşıyor. Öyle mi? Kim bunlar? İsim ve adres ver, gidip birlikte pataklayalım... Peki, senin linç ettirdiğin liberaller? Onlar ne olacak? Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Altan biraderler, Mahir Kaynak ve Mahir Sayın’ı suç örgütlerine hedef gösteren, insan hakları savunucusu Akın Birdal’ın kurşunlanmasına neden olan ‘Andıç’ belgesini Hürriyet gazetesinin manşetine çakan sen değil misin? Bu ülkeye (ve bazı liberallere) özür borcu yok mu senin? Hálá çıkıp nasıl konuşabiliyorsun?
Ahmet Kekeç / Star

26 Aralık 2008 Cuma


Biz, memleketin başına bela olan ve ‘sorun’ potansiyeli yüksek Özkök’ten söz ediyoruz. Hayır, ‘Ettiğim yemine sadık kalarak siyaseti TSK’ya sokmamaya gayret ettim. Kanunların yapmamamı söylediklerini yapmadım. Demokrat tavır koymasaydım, hükümetle alenen söz düellosu yapsaydım beni coşkuyla alkışlayacaklar vardı. Ama ben kendimi kimseye dalkavukluk yapmak zorunda hissetmedim’ diyen eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ten sözetmiyorum. Burada bir sorun yok. Hilmi Özkök, olsa olsa ‘sorunsal’ olur... Kendisini ‘gereğinde fazla demokrat’ bulanlar açısından ciddi bir sorunsal üstelik...Biz, memleketin başına bela olan ve ‘sorun’ potansiyeli yüksek Özkök’ten söz ediyoruz. Hemen aklımıza, yemeyip içmeyip, ‘Orhan Pamuk niçin Ermeni bildirisine imza atmadı?’ sorusunun peşine düşen ve bulduğu cevaplarla hem göz önünde olmamayı tercih eden romancıyı, hem de bildiriye imza atmış aydınları sıkıntıya sokan ‘müseccel Özkök’ geliyor. Eh, gelmesi doğaldır. Handiyse onsuz bir günümüz geçmiyor. Bütün spekülatif ve manipülatif yazıların altında onun imzası var. Eskiden ‘kurnaz’ olduğunu düşünürdüm. Kötü niyetli bir adammış da... Hani, ‘Bu ülkede hiçbir Türk milliyetçisi, Kürt komşularının kapısına çarpı işareti koymadı’, diyordu, insanın o dakka Türk milliyetçisi olup Kürt komşularının kapısına çarpı işareti koyası geliyordu ya... Buna benzer bir kötü niyet... Yanlış anlamamalıymışız... Niyeti insanları üzmek ve rahatsız etmek değilmiş. Ama bir gazeteci olarak ‘gerçekleri öğrenmeye ve kamuoyuyla paylaşmaya’ hakkı varmış. Dolayısıyla Nobel’li yazarımız Orhan Pamuk’tan da o sorunun cevabını mutlaka almalıymış. Niçin ‘özür diliyorum bildirisine’ imza atmamış? Herkesler katılmış, o nerelerdeymiş? Çekindiği bir şey mi varmış? Bildiride dile getirilenleri yersiz ve sığ mı bulmuş? Gerek mi duymamış? Ne olmuş? Ne desin Orhan Pamuk? Hangi cevabı verse, karşısına ‘1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt kestik’ sözleri çıkarılacak. Ertuğrul Özkök de bunu yapıyor. Hem güya ‘durumu’ anlamaya çalışıyor, hem de bildiriye imza atmayan romancının vaktiyle hiç korkmadan bu sözleri sarfettiğini hatırlatarak ‘ulusal nefretimizi’ ayakta tutuyor. Demek istiyor ki, ‘Madem 1 milyon Ermeni kestiğimizi söyleyecek kadar ileri gittin... İşimizi kolaylaştırmak adına, biraz daha ileri gidip şu bildiriye de bir imza koysaydın ne olurdu sanki?’ Öyle bir hal ki... İmza atsan kurtulamıyorsun. İmza atmasan, yine kurtulamıyorsun. İmza atsan, ‘Bakın görün, ülkemizi jurnalleyenler bildiriyi nasıl da destekliyor’ durumu yaratılacak. İmza atmasan, ‘Bu ne hain amaçlı bildiri böyle... Ülkemizi jurnalleyenler bile imza atmaktan kaçınıyor...’ olacak. Ne yapsın Orhan Pamuk? Bir gazeteci merakından daha fazlasını barındıran bu ‘tecessüs’ karşısında nasıl bir pozisyon alsın? Ben Orhan Pamuk’un yerinde olsam, ‘sana ne’ derdim. Sana ne kardeşim... Hatta, daha da ileri gidip, bu tecessüsün ‘pornografik merak’tan kaynaklandığını; pornografik merakın ‘bireysel faşizmleri’, bireysel faşizmlerin de ‘kurumsal faşizmleri’ doğurduğunu söylerdim. Ertuğrul Özkök anlar mıydı, bilmem. Şaraptan anlıyor, müzikten anlıyor, güzel kadından anlıyor. Sosyolog olduğunu da söylüyor. Bunu da anlasın artık.

22 Aralık 2008 Pazartesi

İçince dağıtanlar


medeniyetin en son göstergesi belkide olmazsa olmazı diyebileceğimiz yüzyılların modern tartışma konusu bu olay,içki içmek,evet yazarın dediği gibi içinçe kendinden geçip dağıtmak marifet.işte gördük 98 post modern darbesini o zamanda bay paşalara alkolikti,memleketi ne hale düşürdüler,alkol içmeyende insan mı olur? Mahalle baskısı nasıl birşeyse onuda anlamadık bir türlü,Doğan medyası yazacak konu bulmayınca yada içinde bulunduğu pisliklerin dışarı çıkmaması için en iyi gündem saptırmasını bu medotla yapıyor sanırım.Ergenakonun en can alıcı sorgulamasının yapıldığı zamanlarda böyle gündem saptırmak güzel bir icraat olsa gerek.bizde sıçramasın,diğer taraftan aklını yitirmiş bir bayanın tabi mason locaları korumalığında saldırılar devam ediyor.daha ne kadar gündem oluşturabileceksiniz göreceğiz.?


Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sırasında yolsuzluk yaptığı iddiasıyla yargı önüne çıkarılan ve suçu sabit görülen eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil, Ertuğrul Özkök'e bir anısını anlatmış.Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay Başkanlığı sırasında, bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından verilen yemekte, herkes şarap içiyormuş. Hilmi Özkök'ün önünde kırmızı sıvılı bir içki gören bir komutan, "O Hilmi, ne güzel sen de şarap içiyorsun" demiş. Özkök, "Evet, biz de heyete uyduk" cevabı vermiş.O sırada Kıvrıkoğlu söze girmiş ve "Nereden şarap içiyormuş. Önündeki şarap değil, kola" demiş.Ardından da garsona seslenmiş, "Oğlum şuradan şarap getir. Hilmi de doğru dürüst bir içki içsin." Bu tipik bir mahalle baskısı. Kimi insan gerek inancı, gerek sağlık nedeniyle içki içmez.Mesleği gereği de içkili ortamlarda bulunmak durumunda kalabilir.Buna saygı göstermek gerekir.İçki içmek kadar içmemek de hem kişisel bir tercih, hem de haktır.Kalabalık bir ortamda insanlara "İçki içme" demek kadar "İç" demek de bir mahalle baskısıdır.Bu baskı saygı duyulacak bir tavır değildir.Ben içki içerim ama benimle aynı ortamda bulunan insanlara içki içmeleri için baskı yapmayı ayıp bulurum. İnsanların kendi inançları doğrultusunda yaşamaları en temel haklarıdır. Herkes, kendi sınırlarını bilip başkalarının bu hakkına saygı duymak zorundadır.İçki içmeyenler, içenlerin haklarına tecavüz eder, içkili mekânlara bir baskı uygularsa, bu elbette kişisel bir kabalığı aşar ve toplumsal bir baskı biçimine dönüşür.Bu da kabul edilemez. Askeri bir mahkemenin verdiği kararın bir komutanın şarap içip içmemesiyle ilgisi yoktur. Ortadaki iddiaların gerçek olup olmamasıyla ilgisi vardır.Erdil'i sabah-akşam içki içen bir komutan da bu iddialardan dolayı mahkemeye sevk edebilirdi.Burada asıl önemli olan, Erdil'in anlattığı dönemde komutanların içki içip içmemesi değil, başta Kıbrıs olmak üzere hükümetin aldığı kararlara karşı gösterdiği duruştu.O komutanlar sivil otoritenin bu kararları karşısında ne yapmışlar veya ne yapmaya çalışmışlardı bunu sorgulamak gerekir. Hilmi Özkök içki içmezdi ama hem darbe girişimlerine karşı çıktı, hem de sivil-asker ilişkilerinin demokratik ülkeler standartlarına getirilmesine çaba sarf etti. Belki de sadece bu yüzden bir kısım "genç subay"ın hedefi haline geldi.Sivil otoriteyi tanımayan, Kıbrıs'taki diplomatik çözüm arayışından dolayı hükümeti devirmeye çalışan bir ekibin kırmızı şarap içip içmemesi çok önemli değildir.Belki de içmemeleri daha doğrudur çünkü yakın geçmişimiz onların içince biraz dağıttıklarını gösteriyor bize.
Ergun BABAHAN / Sabah